30 Ocak 2011 Pazar

Yaşamın Fısıltısı

Zengin bir adam mersedes arabası ile şehirdeki dar bir yoldan geçiyordu. Birden, yoluna aniden fırlayarak elindeki taşı arabasına atan bir çocuk gördü.

Kapısına çarpan taşın sesi ile ani fren yapınca, arabası kaldırım taşına çarparak durabildi.

Adam öfke ile arabadan fırlayıp, taş atan çocuğu kolundan tutarak sarsmaya ve “Sen ne yapıyorsun serseri, bak arabamı ne hale getirdin” diyerek bağırmaya başladı.

Üzgün ve suçlu tavır içindeki çocuk “Amca lütfen kızma, sizden önce geçen arabalara durmaları için işaret ettim, arabaların hiç biri durmayınca, sizin arabaya taş attım” dedi.

Ve, gözyaşları içinde, kenarda devrilmiş duran bir tekerlekli özürlü arabasını ve o arabadan düşerek yerde yatan birisini göstererek “Ağabeyim yürüyemiyor, onu tekerlekli arabası ile gezdirirken, kayıp devrildi. Ağabeyim yere düştü, kaldırmaya gücüm yetmedi, gelen geçen kimse de yok, siz onu yerden kaldırıp tekerlekli arabasına tekrar oturtmama yardım edermisiniz” dedi..

Zengin adam, ne diyeceğini bilemeden, boğazındaki düğümden yutkunarak kurtulmaya çalışarak, yerde yatan çocuğun yanına gitti, onu kaldırıp tekerlekli arabasına oturttu ve cebinden temiz bir mendil çıkararak bacağındaki kanları sildi.

Küçük çocuk abisini tekerlekli arabasıyla alıp giderken, hiçbir şey söyleyemeden arkalarından bakakaldı.

Arabasına döndüğünde, çocuğun attığı taşın, arabasının kapısında bıraktığı oyuk şeklindeki DERİN İZİ gördü.

Ve zengin adam, bu derin taş izini hiçbir zaman tamir ettirmedi.

Arabadaki bu taş izini şu mesajı hiç unutmamak için sakladı:

Hiçbir zaman, yaşamın içinden, birilerinin seni durdurmak ve dikkatini çekmek için TAŞ ATMAYA mecbur kalacağı kadar HIZLI geçme.

Tanrı, ruhumuza fısıldar ve kalbimize konuşur.

O sesi dinlemek için vaktimiz olmadığında ise, bize TAŞ FIRLATMAK zorunda kalır.

29 Ocak 2011 Cumartesi

Origamiden Sevgililer Günü Gülü

Sevgililer gününe az kaldı...
Ben de o güne uygun origami gül yapımını paylaşayım dedim,sevdiklerinize vereceğiniz hediyeniz yanında kendi el emeğinizin de güzel olacağını düşündüm :)hediye paketi veya tercihinize göre süslemelerinizde kullanabilirsiniz.
hepinize mutlu pazarlar diliyorum

26 Ocak 2011 Çarşamba

Tırnaklar Coştu :))

thumbs 3d nail art nail designs do it yourself

Çocukluğumda değişik renkleri karıştırıp kendimce desenler yaparak oje sürmüşlüğüm çoktur :) bazen çiçek desenleri de yapardım minik minik :) bu fotoları görünce eski zamanlar aklıma geldi,bugünlerde çok nostaljikim,hayırdır inşallah :)

kaynak

24 Ocak 2011 Pazartesi

Yün Çiçekler


Yünden yapılmış çiçeklerden oluşan ciciler,çok sevdim bunları ben :) kolye,boyunluk ya da kapı süsü olarak da tasarlanabilir :)
Tamam kabul ediyorum,hiç sevmesem de kış geldi,bugün hava çok soğuk :(
ama bekliyorum... yazı bekliyorum dört gözle :)
kaynak

19 Ocak 2011 Çarşamba

Yüreğim Seni Çok Sevdi





Bu kitabı çok gecikmeli okudum,çok önceden almıştım,uygun zamanı bekliyordu,ama nasıl okudum bilseniz...Dizi film izler gibi,okuduklarımı o anda gözümün önünde canlandırır gibi,yılbaşı gecesi 04:00 sıraları bitirdim,tabi herzamanki duygusallığımla bir süre de ağladım,ama çok keyif alarak okudum,Canan Tan'ın yüreğine sağlık...
Kitap ayracımı dondurma çubuğu ve yoyo ikilisi yardımıyla yaptım :) kitabı okurken bana eşlik etti :)

14 Ocak 2011 Cuma

Çalıkuşu - Biraz Nostalji


Esin Engin - Calikusu
. -

çocukluğumda izlediğim en sevdiğim dizidir çalıkuşu,ayrı bir anlam taşır yüreğimde,ne zaman bu müziği dinlesem içim burkulur,benim gibi geçmişine özlem duyanlar varsa buyurun efendim :)

13 Ocak 2011 Perşembe

Can Dündar'dan Evliliğe Dair...

Evlilik, inanmadığım halde içerisinde 17 seneyi bitirdiğim bir kurum benim için.
17 senede (abartmıyorum) 40 çift arkadaşımın son verdiği kurum ayni zamanda da…
Evliliğimin bu kadar uzun sürmesinin gizi belki de kuruma inanmamaktan geçiyor.
Evliliği toplumun dayattığı şekilde yasamamaktan…
Nedir bu dayatmalar?
Erkeğin muhakkak kadından yasça büyük olması, eğitim seviyesinin erkeğin lehine ya da en azından eşit olması bunların sadece ikisi…
Olmaz, yürümez diyor toplum… Erkek yasça büyük olmalı ki, kadına “hot“ dediğinde oturmalı kadın…
Yâda yumuşatıyorlar;
-Efendim kadın erkekten önce çöktüğü için (hani doğum falan) küçük olmalıymış yaşı…
Eğitimde de böyle… Kadının çok okumuşu bilmiş olurmuş, evde kalmakmış layıkı…
EŞİM BENDEN 2 YAS BÜYÜK; ne “hot“ dememe gerek kaldı 17 senede, ne de benden önce çöktü…
Yıllar içinde ben yaşlandıkça o gençleşti,
-“Ooo Can bey kapmışınız çıtırı“ esprilerine muhatap dahi oldum.
EŞİM 3 ÜNİVERSİTE BİTİRDİ; ben bir taneyi 9 senede bitirdim..
Ne o bana bilmişlik tasladı, ne ben ona ezik baktım… Kulağa gelen müzik tekse de, onu oluşturan notalar farklıdır der Halil Cibran…
Bunu unutmadık biz.
Ben konuşurken o dinledi, ben dinlerken o konuştu 17 sene.
O öfkeliyken ben, ben öfkeliyken o “haklisin bir tanem…“ dedik,
Öfke bitip fırtına durulduğunda “ama bir de böyle düşün“ de dedik fikrimizi savunurken.
Farklı insanlar olarak görmedik birbirimizi, ayni amaç için savaşan neferlerdik bu hayatta…
Asla bilmedik ne kadar para kazandığımızı, ortak cüzdanımızdan gerektiği kadar aldık..
Ne kadar çalarsa çalsın masanın üstünde telefon, kim bu saatte arayan karşı cins diye sorgulamadık da ama…
Sevginin en büyük dostuydu bizim için “güven“… Ve güvenin ardına saklanmış bir “saygı“ vardı daima…
Ne kavgalar, ne badireler atlattık 17 senede…
Eee ülkeler neler gördü, biz çekirdek aile mi sütliman yaşayacaktık…
Bir gün öyle bir girdik ki birbirimize, ben ilk kez odamın dışında yattım bi gece, misafir odasında…
Gece yarısı kapı açıldı esim;
-“Ne yapıyorsun burada?“ diye sordu kapının eşiğinden, “uyuyorum“ dedim buz gibi bi sesle…
Gitti, gelmesi 1 dakikasını almıştı elinde yastıkla…
“kay yana“ dedi daracık yatakta. “ne yapıyorsun?“ dediğimde
“benim yerim senin yanın, sen gelmezsen ben gelirim“ dedi…
Anladım ki o gece, en uzun kavgamız yat saatine kadar sürecek…
Ve bence doğrusu da bu…
Özen gösterdik o günden sonra, evin her yerinde kavga ettik, yatak odamız hariç.
Kırsak da zaman zaman kalplerimizi, asla kin tutmadık birbirimize…
Toplum kurallarıyla oynasaydık bu oyunu belki de 41 inci çift olacaktık o listede…
Ama oyunun kurallarını biz koyduk… Nede olsa bizim oyunumuzdu oynanan…
Evlilik; hesapsız içine dalınması gereken bir oyun bence…
Topluma kulaklarını tıkayarak hem de… Ne benim, ne de bizim sözlerimizle…
Sadece gönlünüzden geçtiğince…
Dediği gibi Ataol Behramoğlu’nun;
“…Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe, bütün evrene karışırcasına.
Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır.
Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana…
CAN DÜNDAR

Hayat kısa gelen bir battaniye gibidir.
Yukarı çekersin ayak parmakların isyan eder.
Aşağı çekersin omuzların titrer.
Ama yine de, neşeli insanlar dizlerini karınlarına çeker, rahat bir uyku
uyumayı başarır…

12 Ocak 2011 Çarşamba

Şirin Evcik Anahtarlık

Bu anahtarlıklara bayıldım,çatıları da dantelden,küçük hediyeler için güzel bir fikir,acilen benzerini yapmam lazım :)

kaynak

11 Ocak 2011 Salı

Kuşlu Dantel Pano

Dantelden yapılmış eşya,süs ve aksesuarları çok seviyorum,yıllardır dantel geleneği devam ediyor,modası geçmiyor... Nette gezinirken bu modeli buldum,benim gibi duvarları değerlendirmeyi sevenler için paylaşayım dedim,cıvıl cıvıl değil mi :)) kaynak

5 Ocak 2011 Çarşamba

Hem Cep Telefon Kılıfı,Hem Anahtarlık

Kardeşime cep telefonu için kılıf yaptım,bir de anahtarlık olarak kullansın diye açılır kapanır halkasını da iliştirdim,bebiş süsünü de ekleyince bu çıktı ortaya :)

2 Ocak 2011 Pazar

Biz En İyisi Arkadaş Kalalım

Biz en iyisi ...

"arkadaş kalalım."



İşte yine o! O klasik, söyledikçe tükenmeyen, yazdıkça bitmeyen, konuştukça
sonlanmayan söz; "arkadaş kalmak". Biten bir ilişki için değil, başlamamış bir ilişki için söyleniyor bu kez.
Ama, sonuçları açısından farklı olduğu söylenemez.
Her durumda, "Hayır" kelimesinin kibar bir karşılığı oluyor. Hayır! Seninle olmaz! Artık olmaz! Hiç olmaz!

"Lütfen üzülme! Niye üzüldün ki şimdi?"

Niye mi üzüldüm? Hiiç, bakır üretimimiz azalmış bu yıl, aklıma geldi birden ona üzüldüm. Başka neye üzülebilirim ki?

Senin bir başkası için güleceğine, bir başkası için üzüleceğine üzülüyorum
. Benimle bunları hiç yapmayacak olmana üzülüyorum.
Beni, gelecekte hayatına girecek erkeğe tercih etmemiş olmana üzülüyorum.
Bir başkasını, kendin için daha iyi bulmuş olmana üzülüyorum.

Sana hiç sarılamayacak olmama üzülüyorum. Seninle yaşayamadıklarımız beni üzen.
Yaşayabileceklerimiz. Yapabileceklerimiz. Ve tüm bunları, yani hayalini benim kurduğum
şeyleri şu an senden haberdar bile olmayan biriyle gelecekte yapacağını bilmek.
O birinin gelip benim kurduğum hayalleri sahipleneceğini, yaşayacağını bilmek.
Bir süre sonra senin için arada bir hatırlanıp aranacak kişi haline geleceğimi,
en mutlu anlarında beni aklına bile getirmeyeceğini bilmek.
O anlarında yanında olamayacağımı, sana sarılıp saçlarını okşayamayacağımı,
en önemlisi o mutlu anları yaşatan kişinin ben olamayacağımı bilmek.

Daha ne dememi istiyorsun? Neye üzülüyor olabilirim?

"... ama bir de şöyle düşün, dost olarak da pek çok şeyi paylaşabiliriz."

Doğru! Paylaşabiliriz elbette, ama sadece "pek çok şeyi". Her şeyi değil.
Oysa ki ben her şeyi paylaşmak istiyorum seninle, hiçbir şey eksik kalmasın istiyorum,
yaşanacak ne varsa yaşamak istiyorum, çünkü sen buna değecek birisin.
Tüm bunları yaşamak için seçtiğim çok özel birisin sen. Dostum değil, sevgilim,
eşim, hayatımı paylaşacağım kişi olmalıydın. Canım sıkkın olduğunda kucağına
kıvrılabileceğim, beni avutmasını isteyebileceğim, neşeli olduğumda keyifle
sarılacağım ve uzun uzun öpeceğim, elinden tutup başka kimse yokmuş gibi
şehirde sonsuza dek dolanacağım kişi olmalıydın.

Dostunla yapamazsın bunları.

Dostunla ne yaparsın biliyor musun? Uzun uzun konuşursun. Bazen sevgiline
bile anlatmayacağın şeyleri anlatırsın. Canın sıkkın olduğu zaman şımartılmayı
da istersin, hafif iltifatlar almayı da, hatta belki arkadaşça flört etmeyi dahi,
ama hepsi o kadar.

Tüm bunlar, diğeriyle karşılaştırıldığında çok zavallı bir teselli oluyor.

Dostunla konuşursun. Arkadaşlarını anlatırsın. Hayatındaki diğer kızları
anlatırsın. Seni nasıl üzdüklerini, nasıl sevindirdiklerini... Ve o dostun,
arkadaş kalamamışsa seninle, yani yüreğinin derinliklerinde
bir yerde hala seviyorsa seni, tarif edilemez bir acıyla dinler sadece.
Diyecek bir şey de bulamaz. Senin nasıl ciğeri beş para etmez insanlarla birlikte olduğunu, niye o kişiyi sana
tercih ettiğini, seni nasıl mutlu edebileceğini düşünür durur. O yüzden ileride
sevgililerinle, yani gelip hayallerimi çalacak hırsızlarla yaşayacağın problemleri
anlatırken bana, gözlerimde sessiz bir isyan görürsen şaşırma. Ve bil ki, hala
dostum değilsin sen benim. Hala sevgilimsin.
Öpemediğim, sarılamadığım ve dokunamadığım sevgilim.
Hala içimde bir yerde yaşıyorsun demek ki. Ve hep orada kalacak bir kısmın...
Yaşanamayanlar listesinde ömrümün sonuna dek duracaksın. Liste çok kabarık...
Ama sen en üstte olacaksın, ta ki senden sonra biri çıkıp aynı acıları yaşatana kadar.

"... seninle konuşmak çok hoş, üstelik eğlencelisin de, ama..."

Ama bir şekilde olmuyor işte. Bir şekilde sana uygun değilim. Seni güldürebilirim,
şımartabilirim, kendini iyi hissetmeni sağlayabilirim,
hatta "fazla ileri gitmeden" flört bile edebilirim, ama sana asla dokunamam.
Buna izin vermezsin. Sana bir şekilde daha uygun ve
seni illa ki daha çok üzebilecek birini bekliyorsun, biliyorum.
Erkekler de kadınlar da hiçbir zaman kendilerine uygun birileriyle beraber olmaz çünkü.
Mutlu olabileceğini hissettiği ilişkiden kaçar. Kendisini daha fazla üzebilecek birini bekliyordur çünkü.
Ona daha fazla acı yaşatacak, kaprislerini çekmeyecek, ağlatacak birini.
Biliyorum, çünkü ben de öyleyim.
Şimdiye kadar bana uygun ilişkilerden kaçıp beni daha çok üzeceklere yönelmedim mi sanıyorsun.
Şu nefret ettiğim, "arkadaş kalalım" lafını benim bile söylediğim oldu.
O yüzden anlıyorum seni. Bu üzülmemi engellemiyor. Bir yanımın senden nefret etmesini de.
Ama anlıyorum işte. Allah kahretsin ki, anlıyorum.

Anlamasam belki daha kolay olacaktı.
"...yani..."

Arkadaş kalalım.

Biliyorum, ama biz en iyisi arkadaş kalmayalım. Sen arkadaşım olarak kal istersen,
ama ben bir yönümle hep seveceğim seni. Seninle yaşanamamış bir sürü şeyim var çünkü.
O şeyleri yaşamadan seni unutmam mümkün değil işte.
İşin komiği ne biliyor musun? Tüm bunları yaşamış olsaydık, belki de "Evet."
diyecektim sana ve bunda samimi olacaktım.
Çünkü hayallerimi tüketmiş, çoğunun sadece hayal olduğunu anlamış olacaktım.
Ama bunları yaşayamadan "Evet" dememi bekleme benden. Hiç aklımdan çıkmayacaklar çünkü.
Hep içimde yaşayacaklar. Gerçeğinden daha güzel olarak hem de. Onları tüketmeden seninle arkadaş olamam ki...

Yine de "Evet." diyorum sana. Seni tamamen kaybetmeyi göze alamıyorum
çünkü. Sonunda daha kötü olacak, biliyorum. Seni sevmiyormuş gibi yapmak rollerin en zoru, ama deneyeceğim.
En azından gittiği yere kadar. Hayatımdan çıkmanı istemiyorum çünkü. Bir gün "Evet" diyebileceğinin umudunu yitirmek
istemiyorum. Bu yüzden, ben daha fazla rol yapamaz olduğumda, beni çok suçlama.
Seni sonsuza dek yitirmek istemiyordum çünkü. Bir şekilde yanımda olmanı istiyordum.
O zavallı teselliyi kabullenmeye çalışmak,
senin başka kişilere yaşayacağın acılara, sevinçlere katlanmak ve seni umarsızca sevmek...

Kızma bana. Birgün daha fazla rol yapamayacağım çünkü, biliyorum.
O gün geldiğinde, suçlama beni yeter.

Elimden geleni yaptım .. ama…   Ağla Ağla Ağla

(alıntı)

1 Ocak 2011 Cumartesi

Şapkasız Çıkmam Abi :)


Kışın şapka takmayı seviyorum,özellikle yünden yapılmış şapkaları.Bu şapkayı annem örmüştü bana yıllar evvel,hiç deforme olmadı,hala kullanıyorum,kesme şeker örgüsü deniliyor örneğine bildiğim kadarıyla,ön taraftaki tarak kısmı da değişik hava katıyor şapkalara,genelde bu tarz şapkaları seviyorum :)
İşte annemin marifeti :)