24 Nisan 2011 Pazar

Zaman

Bir arkadaşımdan gelen mail,çok etkiledi beni,sizlerle de paylaşmak istedim:

Doğan Cüceloğlu ‘Arkadaşlar, aranızda ölümcül hastalığı olan var mı?’ diye sorar. Bir katılımcı ‘Allah’a şükür, hocam, bildiğimiz kadarıyla yok’ der. Doğan Cüceloğlu ‘Ne güzel! Peki, bana, istisnasız tüm insanların, yani altı milyar insanın da başına geleceği garanti bir şey söyler misiniz?’ diye sorar. Cevap neredeyse otomatik olarak çıkar gruptan; Ölüm!



Doğan Cüceloğlu ‘Gerçekten de ölüm tüm insanların başına geleceği kaçınılmaz olan tek şeydir. Doğum da tüm insanların başına kesinlikle gelmiştir ama bundan sonra başa gelmesi kesin olan tek şey ölümdür. Başka hiçbir şey insanların tümünün başına gelmeyecektir. Peki, madem öleceğimiz garanti, bu benim ölümcül bir hastalığım olduğunu göstermez mi?’ diye sorar bu defa. Katılımcılar burada sessizce, başlarıyla onaylamaya başlar. Öleceğim belli ise benim ölümcül bir hastalığım olduğu da açıktır, diye devam eder.


DC: Peki, ne zaman öleceğimizi biliyor muyuz?


S: Hayır


DC: Bu saniye içinde olma olasılığı var mı?


S: Var


DC: Yarın?


S: Evet.


DC: 30 yıl sonra?


S: Olabilir.


Peki bunlardan hangisinin sizin başınıza geleceğini biliyor musunuz? Mesela bu akşam eve sağ salim varacağınızı nereden biliyorsunuz? diye sormaya devam eder Doğan Cüceloğlu. Sınıf sessizce dinlemeye devam eder. Çünkü genellikle yaşama böyle bakmamışlardır.


DC: Peki bir de tersini düşünelim, bu akşam eve döndüğünüzde, bu sabah evden çıkarken sağ salim bıraktıklarınızı sağ bulma garantiniz nedir? Var mıdır böyle bir garanti?


S: Yoktur Hocam.


DC: Peki nereden biliyoruz az sonra telefonun çalmayacağını ve evdekilerden birinin az önce öldüğünün bize söylenmeyeceğini?


Katılımcılar burada rahatsız olmaya başlar.


S: Hocam konuyu değiştirsek?


DC: Ama en yalın ve açık gerçek üzerine konuşuyoruz, biraz daha devam edelim bence. Peki, acaba bunu dün gece bilseydiniz, yani evde akşam birlikte olduğunuz kişilerden birinin yarın ölüm günü olduğunu bilseydiniz, o zamanı aynı dün gece olduğu biçimde mi geçirirdiniz? Yoksa farklı şeyler mi yapardınız?


S: Kesinlikle çok farklı geçerdi Hocam.


DC: Şimdi sizden rica ediyorum, lütfen bir an arkanıza yaslanın, gözlerinizi kapatın ve bu sabah evden çıkarken evde bıraktıklarınızdan birinin gerçekten öleceğini düşünün, dün akşamınızı nasıl geçirirdiniz? Aynı iletişim mi olurdu? Onunla aynı konuları mı konuşurdunuz? Aynı konular, tartışma ya da gerginlik yaratır mıydı? Yoksa önemsiz hale mi gelirdi? Bu sabah evden çıkarken, bu son görüşünüzde ona ne derdiniz? Onun boynuna sarılmakta tereddüt eder miydiniz? Çok sıkı sarılmaya mı, aynaya mı vakit ayırırdınız? Ona, yüreğinizin derininden gelen bir ‘Seni gerçekten çok seviyorum’ demeye ne gerek var diye düşünür müydünüz? Onun ölecek olması sizin ona duyduğunuz sevgiyi yoğunlaştırmaz mıydı?


Burada bazı katılımcılar ağlıyordur. Belli ki dün akşam yaptıklarından bir kısmının ne kadar anlamsız olduğunu şimdi fark etmişlerdir.


Doğan Cüceloğlu devam eder; Şimdi gözlerinizi açabilirsiniz, acaba kaç tartışmamızı bu kadar gereksiz biçimlerde yapıyoruz, kaçı gerçekten yaşamda karşımızdakinin varlığından daha önemli? Hangilerinde ‘şimdi kalbini kırdım, ama zaman içinde ben ondan özür dilemesini bilirim’ diye kendi kabuğumuza çekilip tartışmaları donduruyoruz. Yarattığımız kırgınlıkları tamir etme olanağımız gerçekten var mı? Buna zamanımız gerçekten kaldı mı?


Zaman, siz doğru yerde durduğunuz sürece çözümleyici olabilir. Olay/konu/yaşam içinde yaptığınız seçimler ve benimsediğiniz tutumlar iyiniyet merkezli, adil, herkesin yararına ve doğrular üzerine oturtulmuşsa, bilesiniz zaman sizden yanadır. Olması gerekenleri büyük bir hızla gerçekleyerek size geleceğinizi kazandırır. Mutluluk sunar. Keyif sunar. Sizin için çalışır. Fakat tam aksine konuyu/olayı/yaşamı örtmek üzere yapmışsanız seçimlerinizi, bilin ki zaman keskin bir kılıç gibi sizi ve geleceğinizi acıtacaktır. Bugün ne yaptığınız, nerede durduğunuz zamanın getirecekleri adına önemlidir. Siz ertelemenin, ötelemenin vakit kazandırdığını düşünüyorsanız büyük bir yanılgının eşiğinde olduğunuzu söylemek zorundayım. Ertelemek, ötelemek zaman kazanmanın değil yalnızca vakit kaybetmenin bir yolu olabilir. Nasıl ki bugün, dünün sonucu ise, gelecekte bugünün sonucu olacak. Şayet geleceğe gidecek kadar şanslıysanız eğer!...